
Alican Başak2 dk okumaDeneme
Birey ol, özgür ol, tüket, kazan
"Kendi ayakları üzerinde duran insan" doğal bir hâl değil, sistemin işine yarayan bir tarif.
"Kendi ayakları üzerinde durmak" ifadesini duyduğumuzda kafamızda bir resim beliriyor: kimseye muhtaç olmayan, kendi parasını kazanan, kendi kararlarını veren bir insan. Bu resim bize o kadar doğal geliyor ki, başarının başka türlü tanımlanabileceğini düşünmek bile zor olabiliyor.
Aslında bu tanım hiç de doğal değil. Belirli bir sistemin, uzun zaman boyunca, tekrar tekrar fısıldadığı bir cümle bu: "Birey ol, özgür ol, tüket, kazan."
Şöyle: dört emir tek başına bakınca birbirinden bağımsız görünüyor, ama birlikte düşününce tek bir başarı tarifi çıkıyor ortaya. Birey ol, yani kalabalıktan ayrış. Özgür ol, yani kimseye muhtaç olma. Tüket, yani değerini sahip olduğun şeylerle göster. Kazan, yani değerini paranla doğrula. Dördü üst üste binince "kendi ayakları üzerinde duran insan"ın silüeti çıkıyor karşımıza.
Aynı yerden bakınca dikkat çeken bir şey var: bu silüetin içinde başkasıyla kurulan bağ yok. Aile yok, topluluk yok, dayanışma yok. Sanki başarının tarifinde yalnız olmak zorunlu bir şart koşulmuş gibi, değil mi?
Halbuki başka zamanlarda, başka kültürlerde başarı bambaşka tarif edilmiş. Bir aileye bakabilmek, bir topluluğa katkı sunmak, bir geleneği taşımak başarı sayılmış. "Kendi ayakları üzerinde durmak" değil, "kimin ayağına basmadan yürüyebilmek" sorulmuş.
Bugün başarı sayılan şey, biraz dikkatli bakınca sistemin işine en çok yarayan insan tipini tarif ediyor. Yalnız tüketici, yalnız kazanan, yalnız karar veren, sisteme en az itiraz eden bir insan.
Sor
Paylaş
Benzer Yazılar
Alican Başak
Türkiye'de AI uygulamaları kuruyorum; kendi ürünlerim ve müşteri projeleri. Buradaki yazılar dikkat, anlam ve AI çağında insan kalmak üzerine.
Hakkımda →Haberdar ol
Yeni yazı yayınladığımda e-posta al. Spam yok, istediğinde çık.


