Görünmez Sermaye: Sessiz Geçen Yıllar Aslında Ne Biriktiriyor?

4 dk okumaDeneme

Görünmez Sermaye: Sessiz Geçen Yıllar Aslında Ne Biriktiriyor?

CV'ye girmeyen ama taşınan şeyler üzerine

"O yıllar boşa geçti" cümlesi çoğumuzun içinde bir yerde oturuyor. Belki bir dönem için, belki birkaç yıl için. Bir işin ucundan tutamadık, somut bir şey üretmedik, ileriye saydırılabilecek bir adım atmadık. Geriye dönüp bakınca o dönem sanki bir parantez gibi duruyor, açılmış ama kapanmamış, içi boş.

Ama "boşa geçmek" için neyin dolmasını bekliyorduk?

Sermayenin görünür ve görünmez türleri

Finansal sermaye görünür. Mesleki birikim görünür. CV'ye giren şeyler görünür. Bunlar sayılabilir, gösterilebilir, başkasına anlatılabilir.

Duygusal sermaye bunların hiçbiri değil. Sayılmıyor, CV'ye girmiyor, başkasına kolayca anlatılamıyor. Ama işleyiş biçimi aynı: biriktirilir, taşınır, zor anlarda kullanılır.

Sabretmeyi öğrenmek bu türden. Belirsizliği taşımayı öğrenmek bu türden. Gözlem kurmak, bir şeyi acelece anlamak yerine uzun süre izleyebilmek de bu türden. Sessiz geçen yıllarda bu sermaye birikir. Çünkü ancak o dönemlerde bu niteliklerin gerçekten sınavı veriliyor.

Neden fark etmiyoruz

Görünmez sermayenin bir problemi var: birikirken ses çıkarmıyor.

Finansal birikimde banka hesabı var, rakam büyüyor. Mesleki birikimde proje tamamlanıyor, referans oluşuyor. Duygusal birikimde hiçbiri yok. İçeride bir şey değişiyor ama bu değişim kendini göstermiyor, ta ki zorlu bir anda ihtiyaç duyulana kadar.

Beklenti ne kadar keskinse boşluk o kadar belirgin, o kadar derin bir hayal kırıklığı üretir. "Somut bir şey çıkmadı" beklentisi güçlüyse, o dönem kaçınılmaz olarak boş görünüyor. Ama beklenti "bu dönemde ne öğrendim?" olsaydı, hesap farklı çıkardı.

Sabır, gözlem, samimiyet: bunlar nereden geliyor

Bu üç niteliğin ortak bir özelliği var: sıkıştırılmış bir takvimde öğrenilmiyorlar.

Sabır, ancak beklemek zorunda kaldığında öğreniliyor. Gerçek anlamda beklemek, sonucun ne zaman geleceğini bilmeden, dışarıdan "neden hâlâ bir şey yok?" sorusu gelirken. Bunu birkaç ay değil, yıllar boyunca taşıyan biri sabırla tanışmış oluyor.

Gözlem de benzer şekilde işliyor, değil mi? Aktif üretim dönemlerinde bakış hızlanıyor, analiz yüzeyselleşiyor. Duraksayan dönemlerde ise bakış derinleşiyor: insanlar nasıl karar veriyor, sistemler nasıl işliyor, kendi tepkilerin nereden geliyor. Bu sorular ancak tempo yavaşladığında sorulabiliyor.

Samimiyet ise belki en sessiz öğrenilen şey. Bir şeyin ucundan tutamadığın dönemde, kendine anlattığın hikayeler test ediliyor. "Aslında istiyorum ama şartlar uygun değil" mi, yoksa "aslında bu benim istediğim şey değil mi?" sorusu o dönemde yanıtlanıyor. Cevap ne olursa olsun, bu bir kazanım.

Muhakeme: görünmez sermayenin faizi

Sabır, gözlem ve samimiyet zamanla birleşince bir şey daha çıkıyor ortaya: muhakeme. Yani sadece bilgi değil, o bilgiyi ne zaman ve nasıl kullanacağını bilmek.

Muhakeme hızlı dönemlerde değil, yavaş dönemlerde gelişiyor. Çünkü muhakeme için hem veri hem de o veriyi işleyecek sessizlik gerekiyor. İkisi aynı anda nadiren buluşuyor.

Disiplin hakkında dürüst bir şey

Disiplinin de bu dönemlerle ilişkisi var, ama bu ilişki daha çetrefilli.

Somut bir çıktı olmadığında disiplini sürdürmek, somut çıktı olduğunda sürdürmekten çok daha zor. Geri bildirim yok, görünür ilerleme yok, dışarıdan onay yok. Yine de devam etmek, belki küçük bir alışkanlığı korumak, bir şeyi düzenli okumak, bir soruyu uzun süre taşımak, bu dönemde öğrenilen disiplin ileride çok daha güçlü zemine basıyor.

Koşullar iyiyken disiplinli olmak kolay. Koşullar belirsizken de sürdürebilmek, farklı bir şey.

Boşa geçen yıllar muhtemelen hiç olmadı. Sadece ne biriktirdiğimizi görmek için yanlış yere bakıyorduk.