İçeriğe geç
Coğrafi Değil, Zamansal Bir Sürgün

3 dk okumaDeneme

Coğrafi Değil, Zamansal Bir Sürgün

Bazı sürgünler bir yer değil, bir zaman özlemidir.

Bir sabah kalkıyorsun ve her şey yerli yerinde. Aynı sokak, aynı yüzler, aynı dil. Ama bir şey tutmuyor. Sanki dekor aynı ama oyun değişmiş, sen de bunu kimseye söyleyemiyorsun çünkü dışarıdan bakana hiçbir şey değişmemiş gibi görünüyor.

Bu hissin bir adı var: sürgün. Ama coğrafi değil.

Sürgünü genellikle bir yerden kovulmak ya da gitmek zorunda kalmak olarak düşünürüz. Bir başka türü daha var — yerinde kalırken dünya etrafında döner ve sen bir gün bakarsın, tanıdık olan her şey yabancılaşmış. Sosyologlar buna bazen "kültürel yerinden edilme" diyor. Ama bu terim bile soğuk kalıyor. Yaşanan şey daha kişisel: değer verdiğin şeyler önem kaybetmiş, anlamlı bulduğun bağlar gevşemiş, bir zamanlar ortak dil konuştuğun insanlarla artık aynı cümleleri kuramıyorsun. Ev hâlâ orada. Ama sen artık o evin sahibi değilsin, değil mi?

Değişimin iyi olduğunu biliyoruz. Bunu söylemek kolay. Ama bazı değişimler bizi de dönüştürmeden ilerliyor — ve işte o boşlukta kayıp hissi doğuyor. Psikolog Kenneth Gergen'in "doymuş benlik" dediği bir şey var: modern dünyada kimlikler o kadar çok dışarıdan besleniyor ki, dış dünya hızla değişince içerideki ben tutunacak yer bulamıyor. Değişim seni geride bırakmıyor; seni içinde taşıyacak bir çerçeve bırakmıyor. Beklenti ne kadar keskinse boşluk o kadar belirgin, o kadar derin bir hayal kırıklığı üretir. Ama bu hayal kırıklığı tembellikten ya da dirençten gelmiyor. Çoğunlukla en çok bağlananların yaşadığı şey bu.

Burada kolayca düşülen bir tuzak var: değişime ayak uyduramadın, o yüzden böyle hissediyorsun. Bu okuma hem acımasız hem de yanlış. Her değişim uyum gerektirmiyor. Bazı değişimler gerçekten bir şeyleri götürüyor — ve onu fark etmek, adlandırmak, "bu bir kayıp" diyebilmek, ayak uydurmaktan farklı bir şey. Daha dürüst bir şey.

Sürgün edebiyatına bakan araştırmacılar ilginç bir örüntü buluyor: sürgündeki yazarlar çoğunlukla gitmedikleri yeri değil, var olmayan bir zamanı anlatıyor. Coğrafi bir mesafe değil, zamansal bir mesafe. "Orası" değil, "o zaman." Bizim sürgünümüz de çoğunlukla bu. Bir yere değil, bir zamana özlem.

Ev bir koordinat değil. Tanıdıklık hissi, karşılıklı anlam, seni anlayan birinin varlığı — bunların kesiştiği yerde kurulur. Dünya değiştiğinde bu kesişim noktaları kayıyor. Yeni bir kesişim bulmak bazen yıllar alıyor. Ve o arada insan ne sürgünde ne de evde, ikisi arasında adı olmayan bir geçitte.

Bu geçitte olmak utanılacak bir şey değil. Aksine, hâlâ bir yere ait olmak istediğinin işareti. Aitlik isteği bitmemiş demek.

Belki de en zor kısım şu: bu hissi çevrendeki insanlara anlatmak. Çünkü kaybolduğunu söyleyebilmek için önce seni son gördüğünde nerede olduğunu bilen birine ihtiyacın var.

Sor

Paylaş

Benzer Yazılar

Alican Başak

Türkiye'de yaşayan bir kurucu ve ürün mühendisi. AI ürünleri geliştiriyorum; Hyundai, ebebek, MegaMerchant, 51Digital ve Flycancel gibi şirketlerde projelerde çalıştım.

Haberdar ol

Yeni yazı yayınladığımda e-posta al. Spam yok, istediğinde çık.